ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında imzalanan İslamabad Mutabakat Zaptı'nın ardından İran'a ayrılan en az 300 milyar dolarlık fon, taraflar arasında 'milyar dolarlık savaş'ı başlattı.
Tahran ve Washington arasındaki 28 Şubat'ta başlayan çatışmaları sona erdirmek amacıyla, İslamabad arabuluculuğunda 17 Haziran'da ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan uzaktan bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu tarihi anlaşma sonrası, İran'a ayrılan en az 300 milyar dolarlık fon, taraflar arasında 'milyar dolarlık savaş'ı tetikledi.
Anlaşmanın açıklanmasının ardından, 20 Haziran'da İsviçre'de ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın temsil ettiği heyetler arasında teknik görüşmeler yapıldı. Pakistan ve Katar'ın da katıldığı bu görüşmeler, sürecin olumlu seyrini işaret etti.
Fonun Tartışmalı Maddesi
Teknik görüşmelerin temelini oluşturan İslamabad Mutabakat Zaptı'nın maddeleri tek tek ele alınırken, özellikle 6. madde dikkat çekti. Bu madde, İran'daki altyapının yeniden inşası için Tahran'ın kullanımına sunulacak en az 300 milyar dolarlık fon ile ilgiliydi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, fonun koşullu olduğunu belirterek 'İran taahhütlerini yerine getirirse fona erişebilir' açıklamasını yaptı. Bu ifade, İran'daki şahinler tarafından 'savaş tazminatı değil' denilerek reddedildi ve Hürmüz'ün açılması karşılığında alınan bir taviz olarak algılandı.
Karşıt Görüşler ve Endişeler
İsrailli siyasiler ve ABD'deki şahin çevreler ise, ABD'nin İran'a 300 milyar dolar 'hediye ettiğini' iddia ettiler. Bu gruplara göre, İran bu fonu bölgede istikrarsızlık yaymak, füze programını yenilemek ve vekil kuvvetlerini silahlandırmak suretiyle ABD ve İsrail çıkarlarına tehdit oluşturmak için kullanacak.
JD Vance, paranın Amerikan vergi mükelleflerinden gelmediğini ve İran'ın anlaşma taahhütlerine bağlı olarak ödeneceğini belirtse de, ABD'deki İran karşıtı Cumhuriyetçi şahinler karşı çıktı. Onlara göre, İran'ın fonu nasıl harcayacağına dair teknik veya hukuki bir kısıtlama bulunmuyor ve olası bir ihlal durumunda yaptırım veya cezalandırma mekanizması öngörülmemiş durumda.
Bu argümanlar, her iki tarafın kendi siyasi pozisyonlarını ve bölgesel çıkarlarını net bir şekilde yansıtmaktadır.