Türkiye'nin dış politikasında yeni bir dönem başlıyor. Ankara, ABD ile ilişkilerini güçlendirirken, bölgesel güç olma hedefini Ukrayna'ya yapılan 284 milyon dolarlık savunma malzemesi transferiyle pekiştiriyor.
Ankara'nın yeni dış politika formülü, son dönemde atılan adımlarla ABD ile daha fazla yakınlaşmayı beraberinde getiriyor. S-400 krizi, F-35 programından çıkarılma ve CAATSA yaptırımları sonrasında uzun süre gerilimli seyreden ilişkilerde bugünlerde yeni bir dönem yaşanmaya başlandı. Ankara-Washington hattında F-16 modernizasyonu, Türkiye'nin yeniden F-35 satın alma ihtimali ve NATO'nun yeni savunma yapılanmasında Ankara'ya verilen yeni roller gündemin ilk sıralarında yer alıyor.
Bu yakınlaşmanın somut adımlarından biri, Trump yönetiminin ABD Kongresi'ne 6 Ağustos 2026 tarihli bildirimle sunduğu, Türkiye'nin envanterindeki eski ABD yapımı savunma malzemelerinin Ukrayna'ya kalıcı transferi için Washington'dan izin istemesi oldu. Yaklaşık 284 milyon dolarlık ilk tedarik değerine sahip paket kapsamında 70 adet M39 ATACMS füzesi, 12 adet M270 MLRS lançeri, 2 bin 524 adet M26 DPICM roketi ve 47 bin adet 203 milimetrelik DPICM mühimmatı bulunuyor. Transferde Türkiye'den MKE AŞ, ASFAT AŞ ve ARCA Savunma'nın yanı sıra Bulgaristan'dan VTIC International Ltd. ve ABD'den şirketler yer alıyor.
Savunma Sanayiinde Stratejik Hamleler
Ankara açısından bu adım yalnızca Ukrayna'ya mühimmat gönderilmesi anlamına gelmiyor; Türkiye eski sistemleri elden çıkararak envanterini temizliyor ve savunma kaynaklarını modernizasyona yönlendiriyor. Washington açısından ise bu satışlar, Türkiye'nin ABD ile savunma alanında yeniden aynı masada oturmaya başladığının önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu yakınlaşmaların bölgesel dengeler üzerindeki etkileri de dikkat çekiyor. Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ortaklaşma adımları ortadayken, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma paktı gibi oluşumlar, İran ve Hindistan gibi ülkelerde kaşların kalkmasına neden olabiliyor. Ukrayna'ya yapılan bu transfer adımıyla ise Moskova ile kurulmuş hassas denge tehlikeye atılıyor, bu da bölgesel bir pakt içinde yer almanın, diğerlerini otomatik olarak rakip ilan etme riskini beraberinde getirdiğini gösteriyor.
Bağımsızlık ve İttifaklar Dengesi
Son gelişmeler ışığında, Türkiye'nin ABD'ye bu kadar yakınlaşırken, iktidar yetkililerinin sürekli ifade ettikleri "dış politikadaki özerkliği" korumanın mümkün olup olmadığı en büyük soru işareti olarak beliriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO'nun 5. maddesine benzettiği yeni ulusal savunma paktı, aynı zamanda ülkenin farklı kriz alanlarında birbirine yakın politika izleme taahhüdünü de zımnen içeriyor.