Şarkıcı Mabel Matiz, 'Perperişan' şarkısından beraat etmesinin ardından yaklaşık üç ay sonra 'Ha Leylim' klibi nedeniyle yeniden müstehcenlik soruşturmasıyla karşı karşıya. Bu durum, Türk Ceza Kanunu'ndaki müstehcenlik tanımının belirsizliğini ve sanat eserlerinin değerlendirilme ölçütlerini tartışmaya açtı.
Şarkıcı Mabel Matiz hakkında 'Ha Leylim' şarkısı ve klibi nedeniyle müstehcenlik soruşturması başlatılması, sanatçının bu suçlamayla ilk kez karşılaşmadığını gösteriyor. Matiz, daha önce 'Perperişan' şarkısı nedeniyle benzer bir suçlamayla yargılanmış ve 8 Mayıs tarihinde 'suçun yasal unsurlarının oluşmadığı' gerekçesiyle beraat etmişti.
'Perperişan' hakkındaki beraat kararından yaklaşık üç ay sonra 'Ha Leylim' için de müstehcenlik soruşturması başlatılması, sanat eserlerinin Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 226. maddesi kapsamında hangi ölçütlerle değerlendirildiği sorusunu tekrar gündeme getirdi. Bir şarkının sözleri veya klibindeki görüntüler hangi noktada ceza hukukunun alanına giriyor? Cinsel veya erotik çağrışım içeren bir eserin müstehcen sayılması için yeterli mi?
Türk Ceza Kanunu'nda Müstehcenlik: Tanımsız Bir Kavram
Türk Ceza Kanunu'nun 'Genel Ahlaka Karşı Suçlar' bölümünde yer alan 226. maddesi, müstehcen içeriklere ilişkin farklı eylemleri suç olarak düzenliyor. Bu madde, çocuklara müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin gösterilmesinden, bunların çocukların görebileceği veya girebileceği yerlerde sergilenmesine, müstehcen ürünlerin satışına ve dağıtımına kadar çeşitli fiilleri kapsıyor.
TCK 226'nın ikinci fıkrası ise müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayımlayan veya yayımlanmasına aracılık eden kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörüyor. Ancak kanun, suçun merkezindeki kavram olan 'müstehcen'in açık bir tanımını yapmıyor; hangi görüntü, söz veya yazının müstehcen sayılacağı TCK'da tarif edilmiyor.
Hukukçuların Gözünden Belirsizlik
Hukukçular, TCK'daki bu tanımsızlığın önemli sorunlara yol açtığını belirtiyor. Avukat Selin Nakıpoğlu'na göre, temel sorun yalnızca kavramın tanımsız olması değil, bu belirsizliğin ifade ve sanat özgürlüğünü sınırlayan bir ceza normuna dönüşmesi. Nakıpoğlu, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ceza hukukunun temellerinden biri olduğunu ve kişinin hangi davranışının suç oluşturacağını önceden, makul ölçüde öngörebilmesi gerektiğini vurguluyor.
Nakıpoğlu, müstehcenlik kavramının toplumsal, kültürel ve dönemsel algılara göre değişebilen dinamik bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekiyor. Böyle bir kavramın sınırlarının belirsiz bırakılmasının, değerlendirmeyi büyük ölçüde uygulayıcının yorumuna bıraktığını ifade ediyor. Bir davranışın ayıplanabilir, rahatsız edici veya toplumun bir kesimi tarafından uygun bulunmaması ile suç teşkil etmesi arasındaki farkın net olması gerektiği belirtiliyor.