Türkiye Büyük Millet Meclisi, 13 Ekim 1923 tarihli oturumunda aldığı kararla Ankara'yı Türkiye Devleti'nin yönetim yeri olarak ilan etti. Bu karar, aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa'nın Halk Fırkası'nın kurulmasına yönelik bildirisinin gündemde olduğu bir dönemde alındı.
İstanbul'un 6 Ekim 1923'te İtilaf Devletleri'nin işgalinden kurtulmasıyla şehirde yeni bir başkent tartışması başlamıştı. İtilaf Devletleri, 1918'den beri İstanbul'da konuşlanmış ve 1920'de varlıklarını resmi bir işgale dönüştürmüşlerdi. Bu gelişmeler, yüzyıllardır uygarlıkların başkenti olan İstanbul'un yeni Türkiye'nin de başkenti olup olmayacağı sorusunu gündeme getirdi.
Diğer yandan, Aralık 1919'dan itibaren milli hareketin merkezi olan Ankara, fiilen başkentlik işlevini sürdürüyordu. Bugüne kadar gelinen tüm aşamalara ev sahipliği yapmış olan bu şehir, yeni devletin yönetim merkezi olma potansiyelini taşıyordu.
Başkent Kararı ve Tarihi Gün
Bu fiili durumu yasayla belirlemek üzere İsmet Paşa ve arkadaşları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne tek maddeden oluşan bir öneri sundular. Bu öneri, yeni devletin yönetim yerini resmi olarak tayin etmeyi hedefliyordu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 13 Ekim 1923 tarihli oturumunda, İsmet Paşa ve arkadaşlarının sunduğu bu öneri büyük çoğunlukla kabul edildi. Bu tarihi kararla, "Türkiye Devleti'nin yönetim yeri Ankara'dır" cümlesiyle yeni Türkiye resmi başkentine kavuşmuş oldu.
Yeni Yönetim ve Halk Fırkası
Meclis'te başkent seçimi konusu devam ederken, Mustafa Kemal Paşa'nın yayımladığı bir bildiri de gündemdeydi. Bu bildiride, girilmesi umulan yeni barış ortamında tüm çabaların memleketin ekonomisini iyileştirmeye, her türlü teşkilatı kurmaya ve milletin refahına erişmesini sağlamaya yoğunlaşacağı belirtiliyordu.
Siyasi bir adım olarak, Halk Fırkası adında bir parti kurulması ve Meclis'teki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun bu partiye dahil olması planlanıyordu. Kurulacak partinin esaslarını belirlemek üzere dokuz maddeden oluşan bir çerçeve çizilmişti.
Bu esasların ilk maddesi, "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usul halkın kaderini bizzat ve fiilen idare etmesi esasına dayanır. Milletin gerçek ve yegâne temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir fert, hiçbir makam milletin kaderine hâkim olamaz" ifadeleriyle hem geçmiş mücadeleyi hem de gelecekteki tavrı netleştiriyordu. İkinci madde ise, 1 Kasım 1922 tarihinde alınan saltanatın kaldırılması kararının değişmez bir düstur olduğunu bir kez daha teyit ediyordu.
Bildirinin sonraki maddelerinde ise ülkenin asayişi, hukuk işleyişi, alınacak ekonomik önlemler, askerlik ve devlet memuriyetine ilişkin hükümler yer alıyordu. Bu bildirinin yayımlanmasının ardından seçim hazırlıklarına girişildi, bu da yeni Türk Devleti'nin gelecekteki siyasi yapısının temellerini atmış oldu.