Türkiye'nin Husi-Suudi çatışmasına aktif katılım eğilimi, 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na dayanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın NATO'nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma sorumluluğu getirdiğini belirtti.
Türkiye'nin Yemen'deki Husi-Suudi çatışmasına olası dahil olma eğilimi, son dönemde yaşanan diplomatik ve askeri temaslarla gündeme geldi. New York'ta 24 Eylül'de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları bir araya gelirken, hemen ardından 25 Eylül'de üç ülkenin genelkurmay başkanları da ortak bir toplantı gerçekleştirdi. Bu kritik buluşmalar, Mekke İttifakı'nın askeri alandaki ortak tutumunu belirlemede önemli bir aşamaya işaret ediyor.
Mekke İttifakı ve Kolektif Savunma
Bu sürecin temelini, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderlerinin 7 Ağustos'ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması oluşturuyor. Bu anlaşma ile 'Mekke İttifakı'nın kurulduğu ilan edildi. Ortak açıklamada, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı belirtilirken, üç devletten herhangi birine karşı yapılacak bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlandı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu ilkenin NATO'nun beşinci maddesinden farklı olmadığını ifade etti. Fidan, anlaşmanın müttefiklere birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliğine yönelik saldırılarda önemli bir sorumluluk yüklediği mesajını verdi. Ayrıca, tarafların hava savunma ve istihbarat konularında atacağı adımların bu süreçte ele alınması bekleniyor.
Ankara'nın Stratejik Yaklaşımı
Bakan Fidan, kolektif caydırıcılığı hedefleyen bu savunma girişiminin aslında son 5-6 yıldır Türkiye tarafından gündeme getirildiğini ve tarafların ikna olmasının zaman aldığını belirtti. Bu açıklama, Mekke İttifakı'nın arkasındaki temel düşüncenin Ankara'ya ait olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin, Husi-Suudi Arabistan geriliminde Mekke İttifakı'nın daha görünür bir rol oynayarak 'kağıttan kaplan' eleştirilerini geçersiz kılmayı hedeflediği değerlendiriliyor.
Geçen hafta yaptığı bir demeçte Fidan, Suudi Arabistan'ın altyapısına yönelik çok ciddi saldırılar olduğunu kaydetti. Bakan, 'Anlaşmamıza baktığımız zaman ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Cumhurbaşkanımızın da sözünün eri bir lider olduğunu biliyoruz. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz, durum analizlerini değerlendiriyoruz' ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan ile Gelişen İlişkiler
Türkiye'nin bu süreçte daha aktif bir rol üstlenmesinin bir diğer önemli nedeni ise dünyanın en büyük petrol satıcılarından biri olan Suudi Arabistan ile gelişen özel ilişkilerdir. İki ülke arasındaki bağların güçlenmesi, Ankara'nın bölgedeki istikrar arayışında Riyad ile ortak hareket etme isteğini pekiştiriyor.