ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın ilan edilen ateşkesle dahi devam eden kırılganlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının ekonomik maliyetini artırırken, taraflar pozisyonlarını koruyor.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı 28 Şubat'ta başlattıkları savaş, 8 Nisan'da ilan edilmesine rağmen fiilen işlemeyen ateşkesin ABD Başkanı Donald Trump'ın deyimiyle 'yaşam destek ünitesine' bağlanmasıyla tehlikeli bir eşiğe ulaşmış durumda. Diplomatik çabalar sonuç vermezken, taraflar pozisyonlarında kararlı bir duruş sergiliyor. Savaş, artık yıpratma ve tahammül üzerine kurulu bir safhaya girmek üzereyken, Trump İran'a karşı ateş gücünü artırmanın Tahran'ın tutumunda değişiklik yaratma ihtimalinin düşük olduğuna kanaat getirmeye başladı. Bu süreçte Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının ekonomik maliyeti de her geçen gün ağırlaşıyor ve kimin daha fazla dayanabileceği sorusu önem kazanıyor.
Bölgedeki gerilimli atmosferde İsrail, sessiz bir biçimde Pakistan'ın sürdürmeye çalıştığı barış anlaşması sürecini yakından takip ediyor. Aynı zamanda Lübnan'ı bir baskı ve sabotaj aracı olarak kullanma seçeneğini de saklı tutan İsrail, uluslararası medya kuruluşları üzerinden Pakistan'ı itibarsızlaştırmaya ve Körfez ülkelerini İran'a karşı kışkırtmaya yönelik psikolojik operasyonları da devreye sokuyor. İsrail, mevcut savaşın devam etmesini isteyen tek aktör olarak öne çıkıyor.
Askeri Konuşlanma ve Ateşkesin Kırılganlığı
Gözden kaçmaması gereken bir diğer önemli süreç ise, ABD'nin askeri konuşlanmasını tahkim etmek üzere hava ve deniz yolu sevkiyatlarını ateşkes sürecinde dahi devam ettirmesidir. İran da benzer şekilde askeri altyapısını ve kapasitesini güçlendirme adına adımlar atmaya devam ediyor. Bu durum, tarafların kırılgan bir zeminde yer alan ateşkes sürecinin başarısızlığa uğrama ihtimalini bir hayli ciddiye aldıklarını gösteriyor. İsrail dışında hiçbir aktör yeniden savaşa dönmeye gönüllü görünmese de, koşulların zorlamasıyla bu seçeneğin tekrar masaya gelebileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.
İran'da Siyasal Yapının Dönüşümü
Tüm bu manzara içerisinde, tarafların birbirine karşı pozisyonlarını belirleyen en önemli faktörlerden birinin savaş sonrası sürece dair beklentileri olduğu söylenebilir. Tarafların savaş sonrasında nasıl bir bölgesel düzen tahayyül ettikleri, savaş sırasında atılan adımlara yön vermektedir. İran'da siyasal yapının savaş sonrasında alacağı şekli ve siyasal gündeme rengini verecek tartışmaları öngörmek için öncelikle İran'ın stratejik zihninin, yani strateji topluluğunun zihninin savaş sırasında nasıl dönüştüğünü hesaba katmak gerekmektedir.
Savaş süreciyle birlikte İran siyasal yapısının total bir şekilde sertleştiği gözlemlenmektedir. Reformist, muhafazakar, ılımlı ve radikal tüm cenahlar, daha katı bir pozisyona kaymıştır. İçeride Payidari Cephesi mensupları başta olmak üzere radikal grupların etkisi artmaktadır, bu da İran'ın gelecekteki politikalarında daha sert bir çizgi izleyebileceğine işaret etmektedir.