Küresel çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, savaşın yeni cephesi denizaltı iletişim kabloları oluyor. Norveç açıklarında Rusya'nın test ettiği iddiaları ve Kızıldeniz'deki sabotajlar, bu stratejik alandaki riskleri gözler önüne seriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı, İran-İsrail-ABD üçgenindeki gerilimler, Suudi Arabistan ve Husiler arasındaki kriz gibi küresel çatışmaların yanı sıra, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'nın ticari trafiğe kapanması gibi gelişmelerle dünya, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana eşi benzeri görülmemiş bir tansiyonla karşı karşıya. Bu yoğun jeopolitik rekabet ortamında, savaş artık yeni bir cepheye, suyun altına taşınıyor ve hedefte kritik iletişim kabloları bulunuyor.
Devletler ve devlet dışı aktörler, bu yeni dönemin koşullarına adapte olmaya çalışırken, küresel tansiyonun geniş bir alanda eşzamanlı olarak yükseldiği görülüyor. Bu durum, stratejik altyapıların, özellikle de uluslararası iletişimi sağlayan denizaltı kablolarının güvenliğini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.
Norveç Açıklarında Gerilim ve Rusya İddiaları
Geçtiğimiz günlerde Norveç medyasında yer alan dikkat çekici bir habere göre, Rus güçlerinin Norveç açıklarında bulunan kritik denizaltı kablolarını devre dışı bırakabilecek yeni bir teknolojiyi test etme girişiminde bulunduğu iddia edildi. Bu iddialar üzerine ABD ve NATO unsurları bölgeye sevk edildi. Rusya'nın hedefinde olduğu düşünülen 1.400 kilometrelik iki fiber optik kablo şimdilik bir zarar görmedi, ancak bu olay, sualtı iletişim altyapısının ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdi.
Küresel Veri Ağının Hedeflenmesi
Siber Diplomasi ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Kübra Özden, suyun altındaki optik kabloların aslında Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya arasında uzanan küresel bir ağ oluşturduğunu belirtiyor. Bu stratejik kablolar, kimi zaman özel sistemlerle, kimi zaman da dalgıç teröristlerce hedef alınabiliyor.
Durumun yalnızca Kuzey Avrupa ile sınırlı olmadığını vurgulayan Özden, küresel jeopolitik rekabetin önemli unsurlarından olan Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı gibi noktaların da risk altında olduğunu ifade ediyor. Her iki bölge de sıcak çatışmaya ve sabotaj risklerine açık olup, tarihte ilk kez aynı anda ticari trafiğe fiilen kapanmış durumda. Kızıldeniz'den geçen 17 denizaltı kablosu, Avrupa ile Asya ve Afrika arasındaki veri trafiğinin büyük çoğunluğunu taşıyor.
Bu bölgelerdeki kırılganlığın somut bir örneği olarak, 2024 yılında Kızıldeniz'de Husilerin gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda üç büyük kablonun koptuğu ve tamirinin yaklaşık 6 ay sürdüğü bilgisi paylaşıldı. Bu tür olaylar, küresel iletişimin ne kadar kolay sekteye uğrayabileceğini ortaya koyuyor.
Türkiye ve Stratejik Kabloların Korunması
Kübra Özden'e göre, bu tür kabloların korunması yalnızca fiziksel güvenlik önlemleriyle sağlanamaz. Güzergahların sürekli izlenmesi, şüpheli deniz hareketlerinin tespiti, hızlı onarım kapasitesi ve alternatif güzergahların oluşturulması, bu kritik altyapının dayanıklılığının temel unsurlarıdır.
Türkiye'nin yakın çevresi de bu son derece stratejik kablolar konusunda hayli yoğun bir güzergaha sahip. Bu durum, Türkiye için de denizaltı iletişim kablolarının güvenliğinin ulusal güvenlik açısından kritik bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.