Türkiye, İsrailli bir bakanın aşırılık yanlısı grupla İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskını sert bir dille kınadı. Dışişleri Bakanlığı ve AK Parti yetkilileri, uluslararası toplumu bu provokatif eylemlere karşı harekete geçmeye çağırdı.
Dışişleri Bakanlığı, İsrailli bir bakanın beraberindeki aşırılık yanlısı grupla, İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskına sert tepki gösterdi. Bu provokatif eylem, Türkiye tarafından en güçlü biçimde kınandı.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, söz konusu girişimin kabul edilemez olduğu vurgulandı. Mescid-i Aksa'nın münhasıran Müslümanlara ait olduğu belirtilerek, Netanyahu hükümetinin Kudüs'teki kutsal mekanların tarihi ve hukuki statüsünü ihlal eden provokatif eylemlerinin ve oldubitti yaratma girişimlerinin engellenmesinin uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğu hatırlatıldı.
Diplomatik ve Siyasi Tepkiler
Dışişleri Bakanlığı, uluslararası camiaya bu tür adımlara karşı harekete geçme çağrısında bulundu. Bu tür tek taraflı adımların bölgedeki gerilimi artırdığı ve kalıcı barış umutlarına zarar verdiği ifade edildi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İsrailli bakanın Mescid-i Aksa'ya yönelik ziyaretine sert tepki gösterdi. Çelik, "Netanyahu'nun başında olduğu soykırım şebekesinin üyelerinden birinin Mescid-i Aksa'ya dönük saygısızlığını lanetliyoruz. Mescid-i Aksa'nın hukukunun ve tarihsel statüsünün korunması tüm insanlığın sorumluluğudur" ifadelerini kullandı.
Tarihi Statü ve Uluslararası Sorumluluk
Açıklamalarda, Mescid-i Aksa'nın kutsiyetini hedef alan hiçbir girişimin kabul edilemez olduğu yinelendi. Netanyahu hükümetinin Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsünü aşındırmaya yönelik bu tür tek taraflı adımlarının, bölgedeki gerilimi daha da artırdığı ve kalıcı barış umutlarına zarar verdiği belirtildi.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da her fırsatta ifade ettiği üzere, Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın tarihi statüsünün korunmasının yalnızca bölgesel değil, uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Filistin halkının meşru haklarını ve Kudüs'ün uluslararası hukuk temelindeki haklarını savunmaya kararlılıkla devam edileceği bildirildi.