Türkiye'de siyaset, günlük yaşamın her alanına nüfuz ederek toplumda güvensizlik ve çözümsüzlük hissini derinleştiriyor. Vatandaşlar, siyasetin sorunların kaynağı olarak görülmesinden şikayetçi.
Türkiye'de "Nasılsın?" sorusuna verilen "Türkiye gibiyim" yanıtı, hayatımızı esir alan siyasetin bireyler üzerindeki derin etkisini gözler önüne seriyor. Vatandaşlar arasında sürekli olarak "Benzin zammı nereye varır, altında, dolarda ne bekliyorsun?" veya "Savaş bize sıçrar mı, üçüncü dünya savaşı çıkar mı?" gibi soruların dile getirilmesi, siyasetin gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Ancak siyaset, bu ülkede hiçbir zaman çözümün merkezi olmamış, aksine hep sorun yaratan bir konumda bulunmuştur. Yapılan "Kimi güvenilir buluyorsunuz?" oylamalarında en son sıralarda yer alması, toplumsal güvenin ne denli erozyona uğradığının somut bir kanıtıdır.
Siyasetin İlgisizliği ve Toplumsal Yansımaları
Kendi kişisel çıkarlarını düşünen, bu uğurda parti parti dolaşan ve geçmişlerinde "bagajı dolu" olan siyasetçiler yüzünden, gerçekten iyi işler yapmaya çalışanlar dahi gündeme gelememektedir. Siyasetçi ne açlıktan bodur kalan bir çocuğu ne de cinayete kurban giden bir kadını gerçek anlamda düşünmüştür. Bu tür toplumsal meseleler, ancak seçimlere birkaç ay kala hatırlanan birer propaganda malzemesi haline gelmektedir.
Öyle ki, torunu çorba içebilsin diye böbreğini satılığa çıkaran bir kadın bile siyasetçi için sadece bir seçim çalışmasının parçası olmuştur. Siyaset, bu topraklarda hiçbir zaman adaletsizliğin, yoksulluğun ve yoksunluğun çözümü olmamış, aksine bu sorunların ana sebebi olarak gösterilmiştir.
Çözümsüzlüğün Bireysel ve Sosyal Etkileri
Bugünlerde sıkça sorulan soruların cevapları aslında herkes tarafından bilinmekle birlikte, bunlar birer ağız alışkanlığı olarak, konuşmak olsun diye dile getirilmektedir. Çünkü bireylerin artık gerçek bir hayatı kalmamıştır; gidilen filmden, tiyatro oyunundan, okunan kitaplardan veya bir fikir üzerinde tartışmaktan çok uzakta yaşanmaktadır.
Bu durum, sosyal medyada birbirine giren, linç eden ve zavallı tartışmaların birer aparatı haline gelen bir topluma yol açmaktadır. Öyle ki, tribünlerden ilgi görmek uğruna çok iyi bir siyaset bilimci için "uyduruk akademisyen" diyenler bile ortaya çıkabilmektedir.
Siyasetin Esaretinden Kurtulma Çağrısı
Siyasetin bizleri hapsettiği tuşlar arasından büyük laflar edip geçici bir rahatlama yaşarken, arka planda kim bilir neler olup bitmektedir. Bu duruma farklı bir açıdan bakıldığında ve gözler gerçekten açıldığında, toplumun ve bireylerin karşı karşıya olduğu gerçeklerin çok daha net görüleceği aşikardır.