Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, İran'ın Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Ürdün'e yönelik yaklaşık 7 bin füze ve insansız hava aracı saldırısı gerçekleştirdiğini belirtti.
Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyani, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'nda ülkesi adına yaptığı konuşmada, İran'ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelere ve Ürdün'e yönelik saldırılarına dikkat çekti. Zeyani, İran'ın 28 Şubat'tan itibaren Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan ve Ürdün'e füze ve insansız hava araçlarıyla yaklaşık 7 bin saldırı düzenlediğini ifade etti.
Bakan Zeyani, Körfez bölgesinin benzeri görülmemiş güvenlik koşulları gördüğünü aktararak, bu saldırıların sivil ve enerji tesislerini hedef aldığını vurguladı. Körfez ülkeleri ve Ürdün'ün hedef alınmasını haklı çıkaracak hiçbir gerekçe olmadığını dile getiren Zeyani, söz konusu saldırıların uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini belirtti.
Misilleme İddiaları ve Hedefler
Zeyani'nin açıklamalarına göre, İran'ın bu saldırıları ABD ve İsrail'in saldırılarına misilleme olarak gerçekleşti. Bu durum, bölgedeki mevcut gerilimi yeni bir boyuta taşıdığı ve uluslararası arenada endişelere yol açtığı şeklinde yorumlanıyor.
Saldırılardan etkilenen KİK ülkeleri, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Suudi Arabistan olarak sıralanırken, Ürdün de bu saldırıların hedefi olan ülkeler arasında yer aldı. Bu geniş çaplı hedefleme, bölgedeki jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyor.
Uluslararası Hukuka Vurgu ve Bölgesel Çağrı
Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyani, bölgede güven ve istikrarın yeniden tesisi için sadece kınama açıklamalarının yeterli olmadığını, uluslararası hukukun etkin bir şekilde uygulanmasına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Bu çağrı, uluslararası toplumun bölgedeki gerilime daha somut adımlarla müdahale etmesi gerektiği mesajını taşıyor.
Zeyani ayrıca, Yemen'deki İran destekli Husileri Babülmendeb Boğazı'ndan geçen gemileri tehdit etmekle suçladı. Bu suçlama, bölgesel deniz yollarının güvenliğine yönelik endişeleri de gündeme getirerek, çatışmanın farklı boyutlarını gözler önüne serdi.