Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması olan Mekke Anlaşması, İran'dan dikkat çeken değerlendirmelere yol açtı. Tahran, bu anlaşmayı bölgesel aktörlerin ABD'ye olan güvenlik bağımlılığını azaltma çabası olarak yorumladı.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması olarak bilinen Mekke Anlaşması, bölgesel dengelerde yeni bir sayfa açarken, İran İslam Cumhuriyeti’nden bu anlaşmaya ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler geldi. Eski Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, anlaşmanın ABD'nin bölgeden çekilme isteğini gösterdiğini belirterek, “Bu dostlarımız, ‘Gelin, anlaşmayı onaylayın’ demişler. İyi de, ne imzaladığınızı bilmiyorsak neden onaylayalım?” ifadeleriyle Tahran'ın çekincelerini dile getirdi.
Bölgesel Güvenlikte Yeni Bir Dönem Mesajı
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bölgesel aktörlerin dış güçlere bağımlı olmaması gerektiğine vurgu yaptı. Kalibaf, “Bölge dışı güçlere dayalı güvenlik kırılgan ve bağımlıdır; oysa Müslüman ulusların iradesi ve işbirliğine dayalı güvenlik sürdürülebilir, onurlu ve kalıcı olabilir” diyerek bölgesel işbirliğinin önemini aktardı.
Kalibaf ayrıca, yeni bölgesel anlaşmaların, “komşu Müslüman ülkelerin kendi yeteneklerine güvendiği ve yıkıcı rekabet yerine işbirliği ve kardeşliği seçtiği yeni bir dönemin işaretidir” şeklinde değerlendirerek, İslam ülkelerinin kendi potansiyellerini devreye sokmasının hayati önem taşıdığını ve bu ortak adımların gelecek adına olumlu neticeler doğuracağını belirtti.
Anlaşmanın Arka Planı ve Stratejik Hedefler
Nournews tarafından yayımlanan bir analizde, söz konusu anlaşmanın temel hedeflerine ve arka planına dikkat çekildi. Analiz, üç ülke arasında gerçekleşen bu iş birliğinin, bölgesel aktörlerin ABD'ye olan güvenlik bağımlılığını azaltma ve kendi iç dinamiklerine yönelme çabasının bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Haberde, bu adımın daha önce Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanlarının katılımıyla Amman'da yapılan dörtlü toplantının devamı niteliğinde olduğu ifade edildi. Stratejik su yollarının güvenliğinin de masaya yatırıldığı bu sürecin, ABD'nin bölgedeki güvenilirliğine dair artan şüphelerden kaynaklandığı belirtildi. İran merkezli analize göre, bölgesel güvenlik anlaşmalarına doğru yaşanan bu yönelim, ABD'nin Batı Asya'daki konumunun kademeli olarak zayıfladığına işaret ediyor.
Savunma Paktının Bölgesel Etkileri
Oluşturulan bu savunma paktının, salt askeri bir anlaşmanın ötesinde bölgesel dengeleri etkileyecek bir amaca hizmet ettiği ifade edildi. Nournews değerlendirmesinde, bu güvenlik çerçevesinin, İsrail'in Türkiye ve Pakistan dahil olmak üzere bölgedeki İslam ülkelerini istikrarsızlaştırma hesaplarını bozabileceği ve karmaşıklaştıracağı belirtildi. Ayrıca Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın bölgesel bağımsızlık yolunda ilerlemesinin, yerel güvenliği güçlendirmek adına önemli bir fırsat sunduğu kaydedildi.
Anlaşmanın, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıdığı vurgulandı. Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor. Ayrıca, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği taşıyor.